20 Haziran 2008 Cuma

Carlos Fuentes, Terra Nostra


"Hepimiz varoluşumuzun herhangi bir anında sormuşuzdur kendimize; elimize hayatımızı yeniden yaşama fırsatı geçseydi tekrar aynı şekilde mi yaşardık, hangi yanlışlardan sakınırdık, hangi ihmal edilmiş şeyleri düzeltirdik, o gece o kadına onu sevdiğimi söylemeli miydim, neden ölümünden bir gün önce babamı ziyaret etmedim, kilisenin kapısında bana avuç açan dilenciye cebimdeki parayı vermeli miydim, hiç durmadan seçtiğimiz kişileri, işleri, kârları, fikirleri yeniden seçebiliriz, çünkü hayat bir şeyle başka bir şey arasında sonsuz sayıda seçimlerden ibarettir, hiç bitmeyen bir seçim, ama biz öyle olduğuna inansak bile asla özgürce karar veremeyiz, seçimlerimiz bize başkalarının, yani tanrıların, hâkimlerin, hükümdarların, kölelerin, babaların, anaların, çocukların dayattığı koşullarla belirlenir."

"Bak; tiyatromun birbirine geçmiş çerçevelerinde göreceksin en mutlak hatıraların geçişlerini: Öyle olabilecek olan ama olmayanların belleği; en büyük ve en küçük ayrıntılarına kadar, yapılmamış hareketler, söylenmemiş sözler, feda edilmiş seçimler, ertelenmiş kararlar, Ciceron'un sabırlı sessizliğini gör Catilina'nın aptalca komplosunu duyduğunda, Calpurnia'nın martın 15'indeki Senato toplantısına katılmaması için Caesar'ın nasıl ikna ettiğini, Salamis'te Yunan ordusunun yenilişini, Augustus'un hükümdarlığı sırasında Filistin'in Beytlehem kentinde bir ahırda bir kız çocuğunun dünyaya geldiğini gör, Pilatus'un kâhin kadını bağışlamasını ve Barabbas'ın çarmıhta öldüğünü gör, Sokrates'in zindanda beklediği sırada intihardan vazgeçişini gör, Odysseus'un nasıl öldüğünü gör, akıllı Troyalılar şehrin surları dışında buldukları tahta atı yaktıkları zaman askerlerin ateşler içinde cayır cayır yandığını, Makedonyalı İskender'in yaşlandığını, Homeros'un sessizce izleyişini; gör -ama kimseye söyleme- Helen'in evine dönüşünü, Eyüp'ün evden kaçışını, Habil'in kardeşi tarafından unutuluşunu, Medea'nın kocası tarafından hatırlanışını, krallıkta barış hüküm sürsün diye Antigone'nin tiranın yasasına boyun eğişini, Spartacus'un isyanının başarı kazandığını, Nuh'un gemisinin battığını, Lucifer'in Tanrının yanındaki mevkisine geri döndüğünü, Tanrının onu affettiğini; ama diğer ihtimali de gör: İsyan etmek istemeyen ve cennette kalan uysal bir şeytan; bak, Cenovalı Colombo'nun deve üstünde yolculuk ederek Büyük Han'ın sarayı Cipango'ya batıdan doğuya doğru karadan giden yolu aradığını; çerçevelerin dönmesini ve birbiri içinde yitmesini izle, genç çoban Oedipus'un ölene kadar üvey babası Korinthoslu Polybus'la yaşamaya razı olduğunu gör, ve Jacosta'nın yalnızlığını gör, eksik, bomboş olduğunu hissettiği hayatının elle tutulmaz acılarını; yalnızca günahkâr bir düş kurtarabilir onu; gözler çıkartılmayacak, kader olmayacak, trajedi gerçekleşmeyecek ve Yunan düzeni çökecek trajik günahlar olmadığı için, çünkü o günahlar düzeni bozar, yeniden tamir eder ve sonsuza dek canlı tutar: Roma'nın gücü zapt edemedi Yunan ruhunu; ancak ve ancak trajedinin yokluğuyla zapt edilebilir Yunan; bak, müslümanların işgal ettikleri Paris'e, Augustinus'la olan mücadelesinde Pelagius'un zaferine ve takdis edilmesine, Herakleitos'un nehrinin sularının Platon'un mağarasını basmasına; bak Dante ve Beatrice'in düğününe, asla yazılmayan bir kitaba, yaşlı bir hovardaya ve Asisi tacirine, Gicotto'nun hiç resim yapmadığı boş duvarlara, bir çakıl taşı yutup deniz kıyısında boğularak ölen bir Demosthenes'e. Gör en önemli ve en önemsiz ayrıntıları, bir prensin beşiğindeki dilenci ve dilencinin beşiğindeki prens; ölü doğan çocuğun büyümesi ve büyümüşken ölen çocuk; çirkin kadın, güzel; çolak, eksiksiz; cahil, alim; aziz, ahlaksız; zengin, fakir; savaşçı, müzisyen; politikacı, filozof; tiyatronun üstünde durduğu bu büyük dairenin azıcık bir dönmesi yeter, üç eşkenar üçgenle örülen daire çevresi içinde çoklu bileşimleriyle hareket eden yedi yıldızın, üç ruhun, yedi dönüşümün ve tek bir gözün büyük planı: Kızıldeniz'in suları ikiye yarılmadı, Toledo'daki küçük bir kız bilemedi bir kilisenin yedi eş sütunundan hangisini tercih ettiğini ya da akşam yemeğinin iki eş nohudundan hangisini tercih ettiğini, Yahuda rüşvet almadı, 'Kurt geliyor!' diye bağıran oğlana kimse inanmadı."

20 Nisan 2008 Pazar

Hepimiz Onu Bekliyoruz - Kara Kitap,Orhan Pamuk


Hepimiz O'nu bekliyoruz. Hepimiz yüzyıllardır O'nu bekliyoruz. Bazılarımız, Galata köprüsü üzerindeki kalabalıktan bunalıp Haliç'in kurşuni mavi sularına kederle bakarken; bazılarımız, Surdibi'ndeki iki göz odayı bir türlü ısıtmayan sobaya odun atarken; bazılarımız, Cihangir'in arka sokağındaki Rum apartmanının o hiç bitmeyen merdivenlerini çıkarken; bazılarımız ücra bir Anadolu kasabasında, meyhanede arkadaşlarla buluşma saati gelsin diye, İstanbul gazetesindeki bulmacayı çözerken; bazılarımız da, o gazetede sözü edilen ve resmi basılan uçaklara binmeyi, aydınlık salonlara girmeyi, güzel gövdelere sarılabilmeyi hayal ederken, O'nu bekliyoruz. Ellerimizde yüz kere okunmuş gazetelerden katlanmış kese kağıtları, en ucuz plastikle yapıldığı için, içindeki elmaları da sentetik bir kokuyla kokutan plastik torbalar, avuç içlerimizde ve parmaklarımızda morumsu izler bırakan pazar fileleri, çamurlu kaldırımlarda hüzünle yürürken de O'nu bekliyoruz. Cumartesi akşamları şişeleri ve camları kıran erkeklerle, dünya güzeli kadınların doyum olmaz maceralarını seyrettiğimiz sinemalardan, yalnızlık duygusunu artıran orospularla yattığımız kerhanelerin sokağından, küçük saplantılarımız var diye acımasız arkadaşlarımızın bizimle alay ettiği meyhanelerden ve gürültücü çocukları bir türlü uyuyamadığı için radyolarındaki tiyatroyu bile tadını çıkararak dinleyemediğimiz komşu evinden dönerken, hepimiz O'nu bekliyoruz. Bazılarımız O'nun arsız çocukların sapanlarıyla sokak lambalarını kırdıkları arka mahallelerin karanlık köşelerinde ilk görüneceğini söylüyor, bazıları da Mili Piyango, Spor Toto, çıplak kadınlı dergi, oyuncak, tütün, prezervatif ve her türlü ıvır zıvır satan günahkarların dükkanlarının önünde. Nerede, ama nerede ilk görünürse görünsün, ister küçük çocukların günde on iki saat kıyma yoğurduğu köfteci dükkanlarında, ister binlerce gözün tek bir isteğin bakışıyla yanarak tek bir göze dönüştüğü sinemalarda, ister melek kadar günahsız çobanların mezarlıklardaki servilerin büyüsüne kapıldığı yeşil tepelerde ilk ortaya çıksın, O'nu ilk gören talihlinin hemen tanıyacağını ve sonsuzluk kadar uzun ve bir göz kırpma kadar kısa süren bekleyişin sona erip, kurtuluş vaktinin geldiğinin hemen anlaşılacağını söylüyor herkes.

Yüzyıllık Yalnızlık,Gabriel Garcia Marquez


O günden sonra genç adam, Güzel Remedios'un penceresi altında serenad yaptırmaya başladı. Müzisyenler kimi zaman gün ağarana dek çalıyorlardı. Genç adama gerçekten yakınlık duyan tek kişi Aureliano Segundo idi. Delikanlının direncini kırmaya çalışıyordu. Bir gece, "boşuna zaman harcama" dedi. "Bu evdeki kadınların inadı katırdan beterdir." Delikanlıyla arkadaş olmak istedi, onu şampanya banyolarına çağırdı, ailesindeki kadınların taş yürekli olduklarını anlatabilmek için dilinde tüy bitti. Yine de genç adamın direncini kıramadı. Gecelerce ardı arkası kesilmeyen müzikten usanan Albay Aureliano Buendia, gencin tutkusunu birkaç kurşunla geçirmeye kalkacağını söyledi. Ne yaptılarsa, ne söyledilerse kar etmedi. Ancak, delikanlı acınacak ölçüde düşkünleşince direnmekten vazgeçti. İyi giyimli, temiz tırandaz biriyken, sallapatileşti, kirli, pasaklı oldu. Kim olduğu, nereden geldiği bilinmemekle birlikte, uzak ülkesindeki mevkiine ve servetine sırt çevirdiği söylentileri yayıldı. Kavgacı, delişmen biri oldu. Meyhanelere dadandı. Körkütük içiyor, sonra kendi pisliğine batıp bulanmış olarak Catarino'nun dükkanında ayılıyordu. İşin en acı yanı, Güzel Remedios'un onu hiç farketmeyişiydi. Güzel Remedios ona dikkat etmemişti. Sarı gülü de aklından hiç bir kötülük geçirmeden ve bu davranışın aşırıcılığıyle eğlenerek almış, peçesini de kendi yüzünü göstermek için değil, delikanlının yüzünü daha iyi görebilmek için açmıştı.

Aslında Güzel Remedios, hiç de bu dünyanın insanı değildi. Ergenlik çağını epey geçtikten sonra bile, onu Santa Sofia de la Piedad yıkayıp giydirmek zorunda kalmış ve kendi kendine temizlenmesini öğrendikten sonra da, kakasına batırdığı çubukla duvarlara hayvan resimleri çizmesini önlemek için hep kollanması gerekmişti. Okuma yazma bilmeden, çatal bıçak kullanmayı öğrenmeden yirmi yaşına geldi. Oluşumu bütün geleneklere karşı olduğundan, evin içinde çırılçıplak dolaşırdı. Nöbetçilerin genç kumandanı, kendisini sevdiğini söyleyince, adamın saçmalamasından irkildiği için onu reddetti. Bunu Amaranta'ya anlatırken "Görüyor musun, ne basit adam," dedi. "Sanki ben onmaz bir karın ağrısıymışım gibi, benim yüzümden öleceğini söylüyor." Kumandanın ölüsünü penceresinin önünde buldukları zaman, Güzel Remedios'un onu hakkındaki düşünceleri doğrulanmış oldu.

"Demedim mi size, çok basit adamdı," deyip çıktı işin içinden.

Şibumi Trevanian


"Senin orta düzeydeki kimselere karşı duyduğun aşağılayıcı nefret, onlardaki geniş, kapsamlı kuvveti görmene engel oluyor. Sen kendi parlaklığının orta yerinde dururken, gözlerin öylesine kamaşıyor ki, odanın kuytu, karanlık köşelerini göremiyorsun. Oralarda kalabalıkların, beyinsiz insan kalabalığının ne tehlikeler hazırladığını görecek şekilde gözlerini ayarlayamıyorsun. Ben sana bunları söylerken bile, sevgili öğrencim, sen kendinden yeteneksiz kişilerin, sayıları ne kadar çok olursa olsun, seni yenebileceklerine inanmakta güçlük çekiyorsun. Oysa biz artık orta düzeydeki insanların çağında yaşıyoruz. Orta düzeydeki insan sıkıcı, renksiz, aptal gibi görünür...fakat ölümsüz tekdüzeliğine devam eder...hiç bıkmaz. Amipler her zaman kaplanlardan çok yaşar. Çünkü durmadan bölünür, yenilenirler. O ölümsüz tekdüzelikleriyle. Kalabalıklar zorbaların en sonuncusu olacaktır. Gözlerini bir an için sanata çevir. Bak, Kabuki can çekişirken, No beri yanda sürünürken, şiddet romanları nasıl kalabalıkları peşinden sürüklüyor. Dikkat edersen hiçbir yazar romanına kahraman olarak gerçekten üstün bir insan tipi seçmeye cesaret edemiyor. Çünkü seçerse, kalabalığın içindeki orta düzeydeki insan öfkelenecek, utanacak, ve kendisini savunması için kendi yojimbo'sunu, yani eleştirmenleri ortaya sürecektir. Kalabalığın çıkardığı gürültü mantıksızdır ama, kulakları sağır edecek kadar güçlüdür. Beyinleri yoksa da, binlerce kolları vardır. Bunları seni yakalamak, çekmek, aşağıya indirmek ve batırmak için kullanırlar."
"Hala Go'dan mı söz ediyoruz, hocam?"
"Evet, Go'dan. Ve onun gölgesi olan hayattan."

Bitik Adam, Thomas Bernhard


Doğa bana karşı,derdi Glenn benimle aynı tarz görüşü paylaşarak, ki ben bu cümleyi de durmadan söylüyorum diye düşündüm. Bizim varoluşumuz durmadan doğaya karşı olmaktan oluşuyor, dedi Glenn, doğayla çatışmaktan oluşuyor, vazgeçinceye kadar, çünkü doğa bizden daha güçlü, onu kendimiz için bir ürününe çevirdik kendimizi beğenmişliğimizle. İnsan değiliz biz, sanat ürünüyüz, piyano çalan bir sanat ürünüdür, iğrenç bir sanat ürünü, dedi sonunda. Biz hiç durmadan doğadan kaçmak isteyen kişileriz ama doğal olarak başaramıyoruz bunu, dedi, diye düşündüm, yarı yolda kalıyoruz. Biz aslında piyano olmak istiyoruz ,dedi, insan olmak değil, piyano olmak, biz ömür boyunca insan değil piyano olmak istiyoruz, olduğumuz insandan kaçıyoruz, tamamen piyano olmak için, inanmak istemiyoruz, ama bu iş başarısızlığa mahkum dedi, İyi bir piyano çalıcısı (hiçbir zaman piyanist demezdi!) piyano olmak isteyen biridir ve ben her gün uyandığımda kendime, Steinway olmak istiyorum, Steinway'i çalan insan değil, Steinway'in kendisi olmak istiyorum, diyorum, Sonra, artık delirdiğimizi sandığımızda, hiçbir şeyden korkmadığımız gibi korktuğumuz, deyim yerindeyse, çıldırmak üzereyken, ara sıra bu ideale çok yaklaşıyoruz, dedi. Glenn ömrü boyunca Steinway'in kendisi olmak istemişti, Bach ve Steinway arasında yalnızca müzik aracı olmak durumundan ve günün birinde Bach ve Steinway arasında ufalanıp gitme düşüncesinden nefret ediyordu, günün birinde, dedi, bir yandan Bach ve öte yandan Steinway arasında ufalanıp gideceğim, dedi, diye düşündüm. Ömür boyu Bach ve Steinway arasında ufalanıp gitmekten korktum ve bu korkunçluktan kurtulmak için büyük çaba gösterdim, dedi. İdeal olan benim Steinway olmam ve Glenn Gould'a gereksinim duymamam olurdu, dedi, bu Steinway olduğumda Glenn Gould'u tamamen gereksiz kılabilirdim. Ama şimdiye kadar hiçbir piyano çalıcısı Steinway olarak kendini gereksiz kılmadı, dedi Glenn. Günün birinde uyanmak ve Steinway ve Glenn olarak tek olmak, dedi, diye düşündüm, Glenn Steinway, yalnız Bach için Steinway Glenn.

20 Mart 2008 Perşembe

Körleşme,Elias Canetti



Önce körlüğünü giyinmesi bitene dek uzattı. Sonra sonra yazı masasının yanına gözleri kapalı gitmeyi de başardı. Oraya gelene dek ardında kalan eşyaları görmediğinden, çalışmaya oturduğunda kafasının onlara takılması sakıncası da ortadan kalkıyordu. Yazı masasının başına geçer geçmez gözlerine özgürlüklerini geri veriyordu. Yine ışığa kavuşmuş olmanın sevinci, gözlerinin hareketlerine daha büyük bir kıvraklık kazandırıyordu. Belki de Kien'in büyük bir cömertlikle sunduğu dinlenme süresi, gözleri için güç kaynağı oluyordu. Bu arada Kien onları yalnızca verimli oldukları alanlarda, yani okuma ve yazmada kullanarak beklenmedik saldırılardan koruyordu. Gerek duyduğu kitapları raflardan gözü kapalı alıyordu. Başlangıçta kendisi de güldü bu şakayı andıran davranışlarına. Kaç kez elini yanlış kitaba atıp, gözleri kapalı ve her şeyden habersiz masasına geri döndüğü oldu. Ancak ondan sonradır ki elini sağ yanda aradığı kitabın üç cilt, ya da sol yanda aradığının bir cilt ötesine uzattığını, bazen de yanlışlıkla ta bir alttaki rafta dek kaydırdığını anladı. Ama bu gibi yanılgılara önem vermiyordu. Sabretmesini bilen bir insan olduğundan, ikinci bir kez yola koyulmasının hiçbir sakıncası yoktu. Ayrıca kitabı yerinden aldıktan sonra, henüz masasının yanına dönmeden adına, cilt sırtına şöyle belli belirsiz bir göz atma isteği duyması da pek ender karşılaştığı bir olay değildi. Böyle zamanlarda gözünü kırpıyor, fazla fazla gözünü bir an için bakmak istediği yere dikip, bunun hemen ardından yine kapatıveriyordu. Ama çoğunlukla kendini tutmayı başarıyor ve gözlerini açık tutmanın herhangi bir sakınca doğurmadığı yazı masasının başına gelene kadar bekleyebiliyordu.

Yüzyıllık Yalnızlık - Gabriel Garcia Marquez

Ertesi sabah, Kızılderili Cataure'nin evden gitmiş olduğunu gördüler. İçinden bir ses, dünyanın öbür ucuna da gitse bu ölümcül hastalığı...