17 Ocak 2008 Perşembe

Dövüş Kulübü Chuck Palahniuk


"Güçlü kadın ve erkeklerin oluşturduğu bir sınıf var ve bunlar hayatlarını bir şeye feda etmek istiyorlar. Reklamlar insanları gerek duymadıkları arabaların ve kıyafetlerin peşinden koşturuyor. Kaç kuşaktır insanlar nefret ettikleri işlerde çalışıyorlar, neden? Gerçekte ihtiyaç duymadıkları şeyleri satın alabilmek için."
"Bizim kuşağımız büyük bir savaş görmedi, büyük bir buhran yaşamadı, ama bizim de bir savaşımız var. Büyük bir ruhani savaş bu. Kültüre karşı büyük bir devrim hazırlıyoruz. Büyük buhran bizim hayatlarımız. Biz ruhani bir buhran geçiriyoruz.
"Onları köleleştirerek, bu insanlara özgürlüğün ne demek olduğunu göstermek zorundayız. Onları korkutarak, cesaretin ne olduğunu göstermek zorundayız.
"Napolyon, bir kurdele parçası uğruna hayatlarını feda edecek insanlar yaratabilmekle övünürdü.
"Düşün: Bir grev başlatıyoruz ve dünyadaki servet dağılımı yeniden düzenlenene dek hiç kimse çalışmıyor."
"Rockefeller Merkezi'nin etrafındaki yıkıntıların arasında, rutubetli kanyonların içinde koşturarak geyik avladığını düşün."
"İşinle ilgili söylediğin şey," diyor tamirci, "o konuda ciddi miydin?
Evet, ciddiydim.
"İşte bu gece bu yüzden yoldayız," diyor.
Biz bir grup avcıyız ve yağ avlayacağız.
Biz tıbbi atık alanına gidiyoruz.
Tıbbi atıkların yakıldığı fırına gidiyoruz. Orada, kullanılmış ameliyat maskelerinin ve gazlı bezlerin, on yıllık tümörlerin, damar içi tüplerin ve kullanılmış şırıngaların, bütün bu korkunç, korkunç şeylerin, kan örneklerinin ve kesilip alınmış organ parçalarının arasında, kamyonla bile gitsek bir gecede taşıyıp götüremeyeceğimiz kadar çok para bulacağız.
Altımızdaki Corniche'i ağzına dek doldurmaya yetecek kadar para bulacağız.
"Yağ," diyor tamirci çocuk. "Amerika'nın en zengin kalçalarından emilmiş yağ. Dünyanın en zengin, en şişko kalçalarından."
Hedefimiz, emilmiş yağla dolu o koca kırmızı torbaları Paper Street'e taşımak ve çamaşır sodası ve biberiye ile karıştırarak, gerisin geriye aynı insanlara, o yağı aldırmak için para ödemiş insanlara satmak. Kalıp başına yirmi dolardan, onu almaya gücü yetecek başka kimse yok.
"Dünyanın en zengin, en kıvamlı yağı, toprağın yağı," diyor tamirci çocuk. "Bu da bu geceye bir çeşit Robin Hood tadı katıyor."
Yerde küçük balmumu ateşleri cızırdıyor.
"Hazır gitmişken," diyor tamirci, "o hepatit mikropları için de biraz bakınmamız gerekiyor."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder